Cuma, Ekim 9

Unutmam..Unutamam...


Sene 1989. Henüz 7 yaşındayım. Hayal meyal olsa da hatırlayabiliyorum o meşhur maçı. Tıpkı maçı izlediğim eski evimizi yani doğduğum yeri güç bela anımsayabildiğim gibi. O maçta atılmış bu golü unutmam ise mümkün değil.

Babamla oturma odasında izliyorduk maçı. İlk yarı bittiğinde 3-0 öndeydi Galatasaray. İkinci yarının başında Aykut ceza alanının sol çaprazından, neredeyse sıfırdan topu asınca ağlara, zıplamıştım havalara. Babamın sakin ve karamsar bir tavırla ‘ne seviniyorsun 3-1 oldu ’ deyişi bugün hala aklımda. Sonraki golde ne konuştuğumuz siliniverse de aklımdan, son golde spikerin ‘işte gol, işte futbol’ nidaları eşliğinde hoplamıştım babamın üstüne.

Hala beraber izliyoruz Fenerbahçe maçlarını. O hala sakin..Ben hala coşkulu.. Her ikimizde çubuklu forma tutkunu...

Perşembe, Ekim 8

Eline Sağlık

Casillas'ın haftasonu akılalmaz bir kurtarış yaptığını daha önce yazmıştım. Perotti pozisyonu kaçırmış, aman siz kaçırmayın! Buradan buyrun...

Post Ankaraspor Puan Tablosu


Neremize Botoks?


Geçen gün Ntvspor’da ‘Yensen de Yenilsen’ de programının anketi ile karşılaştım. Sorulan soru da Türkiye için en hayırlı yabancı madde hangisidir, deniliyordu. Hiç düşünmeden, keşke “yabancı basın” transfer hakkımız olsa diye içimden geçirdim ve işaretledim.

Yıllardır konvansiyonel basını takip etmekten acaba bizim de beynimiz Spider Man 4 edasıyla örümcek ağına mı kesti diye düşünmeden alamıyorum aslında ve olanlara hiçbir anlam veremiyorum. Bir düzenin halkası olmaktan korkmak, olmaktan daha tehlikeli ve ızdırap verici aslında...

Daha bir hafta öncesine kadar 2000 yılının takımı, Şampiyonlar Ligi seviyesinde takım, Avrupa Ligi’nin en büyük adayı olarak gösterilen Galatasaray, bugün alfabetik plansızlık, programsızlık, disiplinsizlik ve beceriksizlik ile suçlanıyor. Rijkaard suçlanıyor, her gün transfer mucizesi olarak gösterilen Mustafa Sarp, Hürriyet Göçer ile kıyaslanarak sıradanlaştırılıyor vs...

Bu takım ilk çıktığı Tobol deplasmanından beri bir şeyler öğrenmeye çalışıyor, ve bir şeyler öğrenirken ne kadar çok kazanırsan o kadar çok kredin artar ve adı üstünde krediyi de kötü zamanında harcarsın. İlkokul 1.sınıfa giden çocuğunuza, 2 ½ ay doldurduğunda o güne kadar her şeyi doğru yapmış olsa da iki kelimeyi yanlış okudu diye saldırmaya başladığınızda o çocuktan ne kadar verim alabilirsiniz bir düşünsenize, Galatasaray’ın durumu da aynı buna benziyor.

Muhlis Türk basınına şunu sormak istiyorum: Bu takımın öğrenirken kaybetmeye hiç mi lüksü ya da hakkı yok? Ekonomideki ‘learning curve’ neden futbola uygulanmıyor acaba. Adı üstünde hataya en açık dönem bir insanın bir işi öğrenme dönemidir. Türkiye’ye gelen her hoca ve takımı 3 ayda Barcelona seviyesinde mi oynamalı, bunun cevabı bize ışık tutacaktır; kaldı ki Barcelona bile 5 yılda-bu beğenilmeyen adama ve sistemi sayesinde-bu hale geldi.

Bazen düşünüyorum bunu nasıl göremezler diye, gerçekten aklım almıyor. Bugün, Keita’nın volesi auta gittiği için, Baros 30 cm’den üst direğe vurduğu için, Sabri altıpastaki iki kişiye vermeyip direğe vurduduğu için ya da Baros 11 metre’den topu auta vurduğu için, Galatasaray’ı yerden yere vuranlar da aynı, 2 aydır arayış içinde kopuk kopuk oynarken “ikonize” edenler de aynı ve maalesef tekrar bu şutlar kaleye girdiğinde dillerini tedavüle sürecek olanlar da aynıdır.

Bu adamların olduğu yerde sadece gördüğü futbolu ve sosyolojisini konuşan yabancı basını yurdumuza davet etmek için geç bile kalınmış aslında, aksi halde örümcekleşme yolunda hızla ilerleyen beynimize en acilen botoksu yaptırıp , düşünmeyi deep-freeze’e ataraktan, skorbordculuk oynamaya başlayacağımız kesin gibi gözükmektedir.

Osman Çetin
Not: Osman Ağabey günden güne form tutuyor. Bloga yaptığı katkı nedeniyle huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Çarşamba, Ekim 7

Reklam Yıldızı Sabri


Dönüyor

Ağustos başında parmağı kırılan Edwin Van Der Sar milli maç arasından sonra sahalara dönüyor. Ben Foster yokluğunu aratmadı diyen yalan söyler. Ferguson'un akranı olmasına karşın ( Hıncal Uluçvari mübalağa) hala dünyanın en güven veren file bekçilerinden biri hollandalı.

Tabii ki!

Kesinlikle gözümüz aydın. Turkcell Süper Lig ile alenen dalga geçen Gökçek ailesi ve onların emir erleri için gözyaşı mı dökecektik? En çokta başkanları Ruhi Kurnaz'a üzüldüm.

Not: Futbolcuların mağduriyeti tabii ki hoş değil ama sorumlu da federasyon değil!

Ağzına Sağlık Fatih Tekke


''Rusya'da her hafta gol atıyorum. Çok formdayım. Birisi çıkıp neden seçilmediğimi açıklasın. Performans mı, değil. Çünkü şu anda Rusya'nın en formda oyuncularındanım. Sağlık sorunum yok. Tecrübe mi, değil. Yetenek mi, değil. Ortada hiçbir gerekçe yok. Daha önce milli takımın oyuncusu olduğumuz dönemle, şu son iki senedeki tutum arasında 180 derece fark var. Bunun sebebini birinin çıkıp söylemesi gerekir. Neticede bu herkesin takımı. Ne Trabzon'un, ne Galatasaray'ın, Türkiye'nin takımı. Gökdeniz, Fatih neden alınmıyor? Hüseyin vardı, neden gitti? Yıldıray gibi çok yetenekli oyuncu zamanında neden değerlendirilmedi? Türkiye'de birileri istediği gibi bu olayları yönetiyor."

Yukarıdaki cümleler Fatih Tekke'ye ait. Fatih Terim'in kişisel kaprislerinin, bitmez tükenmez komplekslerinin, törpülenemez egosunun tek kurbanı keşke sen olsan be Fatih Tekke. Ademoğlunda nefret ettiğim ne kadar kişisel özellik, tavır, davranış v.s varsa hepsi toplanıp vücud bulmuş Fatih Hoca'da. Adam kayırmacılık, ucuz kabadayılık, hamasi edebiyat, cehalet, kibir, yapmacıklık, basitlik ne ararsan var maaşallah hocamızda. Milli takımdan da bu topraklardan da çekip gitmesini diliyorum tez zamanda. Yurtdışında çok başarılı olup buralara bir daha gelmemesi ve mümkünse hiç reklam filmi çekmemesi temennisiyle bitirelim bu öfkeli yazıyı.

Salı, Ekim 6

Efsaneler.. Metin & Lefter


Rijkaard'a Hıncal Ayarı!


Hıncal Uluç'u severim, ne dese dinlerim, ne yazsa okurum. Söylediklerine katıldığımdan ya da yazdıklarını onayladığımdan değil, aykırı ve abartılı yazılarını severim işte. Kimi zaman aykırı olmak için kastığını düşünsemde her sabah mutlaka bakarım köşesine, ne yazmış diye. Bu gün "Go home Rijkaard" başlığı altında gene abartmış. En can alıcı cümlesi de şu:

"Ya Rijkaard futbolu bilmiyor, ya da Türkiye'yi ve Galatasaray'ı ciddiye almıyor.. Avrupa'da iş bulamadı ya, boşluğu doldurmak için bir iki yıl oyalanmaya gelmiş.."

Türkiye'nin en güzel abartan adamısın. Hiç değişme emi? Yürü be Hıncal kim tutar seni!

Bombacı Mülayim


Bülent Uygun istifa kararının ardından kendi internet sitesinde bir yazı yayınlamış. Aynı demeçleri gibi gereksiz ve komik ifadelerle bezenmiş bu yazının kendimce garip olan taraflarını işaretledim. Bombacı olsa da kanımca çok ama çok iyi bir hoca Bülent Uygun. Sivasspor'un ardından kariyerini nasıl şekillendireceğini merakla bekliyorum.

İstifamla ilgili açıklamamdır

Yunus Emre ne güzel söylemiş, “Yaradılanı severim, Yaradan’dan ötürü”. Hep yaradılanı sevdim, O’nun yarattığı her şey güzeldi, her şey değerliydi benim için. Bu benim hayat felsefemdi hep.

Artık ayrılmamızın zamanı geldi. Kaçınılmaz son ne zaman yaşanacaksa o zaman yaşayacaktık bu anı. Belki bu kelimeler yetersiz kalacak, belki kifayet etmeyecek duygularıma tercüman olmaya. Ancak sevdiklerimin içinde en değerli olanı bırakacağım artık sizlere. Benden bir parça, benden bir can alacaksınız bugün. Hepinizin oğlu, kardeşi, ağabeyi kabul ettiği bir kimliğin şerefiyle yaşadığım bu şehirde, sizleri daha fazla üzmemek adına görevimi bırakıyorum. Benim için bu kavga hiçbir zaman bitmedi, bitmeyecek. Biliyorum ki, hep Don Kişot’u olduğum bu kavganın yel değirmenleri de tükenmeyecek.

Ama inançlı mücadelemi hep sürdüreceğim. Aldığım her görevin kutsal olduğunu inancımı yitirmeyeceğim, inanın bu ayrılık bir nebze bile bu inancıma zarar vermeyecektir.

Benimle birlikte görev yapan tüm ekibim, tüm arkadaşlarım aynı özveri ve inançla mücadele etti hep. Beraber çıktığımız bu yolda, kimi zaman yağmura, kimi zaman fırtınaya tutulduk. Bana zarar vermek adına yapılan tüm çirkin saldırılara birlikte göğüs geren bütün arkadaşlarımda inanın benimle birlikte incindiler, kırıldılar. Ancak hepimiz, sorumluluğunu aldığımız takımımıza daha fazla zarar vermemek adına susmayı bir erdem kabul edip sabırla bekledik.

Mütevazi bütçemizin ve imkanlarımızın elverdiği ölçüde, Bu güzide şehre ve insanlarına bir şeyler vermeye çalıştım. Tesisleşme adına, kurumsallaşma adına güzel şeyler ortaya koyabilmenin mücadelesini yaptım hep. Projeler ortaya koydum. Kazandığımızı stadyuma, tesisleşmeye geleceğe bir şeyler bırakma adına harcamaya çalıştık.Bugün hatırı sayılır bir kompleksimiz ve stadyumumuz var, her Sivaslı göğsünü gere gere bu stad bizim, bu tesis bizim diyebiliyor. Biliyorum çok daha iyisine layıklar. Çok konuşuyorsun dediler, doğrudur konuştum, futbolcumu, yönetimimi, takımımı hedef tahtası yaptırmamak için kendim hedef olmayı seçtim. Gazetelere, televizyonlara bakın o dönemler, hiçbirinde futbolcumu, takımımı hedef alan bir yazı, bir eleştiri göremezsiniz.

Amatör bir ruhla oynayan takımlar, hele hele süper lige yeni kaynamaya başlamış takımlar en küçük rüzgarda dağılırlar, futbolcu o yükü kaldıramaz, ya ayakları yere basmaz yada düşerse bir türlü ayağa kalkamaz. Bunu anlayabilen anlıyordu zaten, anlamamak için direnenlere ne diyebilirim ki?

Bugün değilse yarın, gelecek kuşaklarımıza futbola adına bırakılabilecek ne varsa onları bırakmaya çalıştım. Vizyon, imkan ve hedef vazgeçilmez düsturum oldu. Celladına aşık olan bir esirin tutkunluğu ile bağlandım bu camiaya. Birgün muhakkak düşüreceği giyotin bıçağının soğukluğunu, futbolun doğasında olan bu sonu, hep boynumda hissetmeme rağmen, sıcacık ve samimi duygularla bağlandım. Öğrettiklerimin ve hayat ilkelerimin sonuçlarına sadık kalmaya çalıştım. Sorumlu olmak neyi gerektiriyorsa bilin ki şu an bile onu yapıyorum.

Sivas’ı memleketim bildim, her sorununda her sıkıntısında yanında olmaya gayret ettim, Dikimevi kapanmasın diye ne kadar mücadele ettiğimi, kamuoyu bilir. Sıkıntısı olanın, sıkıntısını gidermeye çalıştım, işleri rast gitmediği için otel çatılarında “Paydos hayata” demek isteyen insanları, hayatın bir parçası yapmayı becerebildim.

Cami yaptırıyoruz derken, nedense bazı gözler bizi dindarlıkla suçladı, ama hiçbirisi “kilisede yaptıracağız” dediğimi görmedi, duymadı. Sivas’ı bir arada tutabilecek ne varsa ben hep orada olmaya çalıştım, yeri geldi Cuma’da namazımı kıldım, yeri geldi Cem evinde Cem’e katıldım. Yeri geldi bir okulun gecesinde gençlerle eğlenmeyi seçtim, yeri geldi, gençleri teröre karşı bilinçlendirme tiyatrosuna futbolcu kardeşlerimle destek verdim.

Belki çok fazla elbise giydim, ama bilin ki, her rengi, her dokusu, her kumaşı Sivas’ın rengiydi, Sivas’ın dokusuydu. Biliyorum Sivaslılar beni çok sevdi, benim onları sevdiğim gibi.

Bana görevim süresinde desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen, başta sevgili başkanım olmak üzere, yönetim kuruluna, ekip arkadaşlarıma, futbolcularıma ve gerçek taraftarıyla tüm Sivassporlulara teşekkürlerimi sunuyorum. Beni, ben gibi seven tüm herkesten haklarını helal etmelerini diliyorum.Allah’a emanet olunuz.

Saygılarımla

Bülent UYGUN

Babanı Da Al Gel


Ferguson'un yanındaki öz be öz oğlu Darren. Darren Ferguson 2007 yılında menajerlik kariyerine başladığı Peterborough United'a iki sezonda iki lig atlatmayı başarmış. Şu an Championship'te mücadele veriyorlar ama işler Darren için bu sezon iyi gitmiyor. 24 takımlı ligde 11 hafta sonunda topladıkları 7 puanla 23. sıradalar. Geçtiğimiz hafta evinde Nottingham Forest'a yenilince taraftarlar hep bir ağızdan seslenmişler hocalarına: "Darren Darren, Call Your Dad" Tezahüratın türkçe meali başlıkta..

Asi Sir


Ferguson'un puan kayıplarından sonra hakemlere giydirmesi alışık olmadığımız bir şey değil. Sunderland karşısında güç bela bir puanı kurtaran Ferguson huyundan vazgeçmemiş ve maçın hakemi Alan Wiley'e vermiş veriştirmiş: " Bu hızda bir oyunu yönetmek için fit bir hakem gerekir. Alan Wiley ise fit değil. Yurtdışındaki hakemleri de görüyoruz, canavar gibiler. Bir oyuncuya kart göstermesi 30 saniye sürüyor. Dinlenmeye ihtiyacı Wiley'in."

Federasyon, Wiley dinlendir mi bilinmez ama Ferguson bu açıklamaları nedeniyle muhtemelen ceza alır.

Berbatov & Casillas

Uzun zamandır haftasonlarında hep bir şeyler çıkıyordu ve eve kapanıp bıkana kadar maç seyretmek nasip olmuyordu. Bu hafta sonu kırdım şeytanın bacağını. Fenerinden, Manchester'ına, Cimbom'undan Sevilla'sına doyasıya maç seyrettim. Uzun uzadıya maç yorumları yazmayacağım ama iki poziyonu bir yerlerden bulup izlemenizi tavsiye edeceğim.

İlki ManU - Sunderland maçında Berbatov'un fotoğrafta gördüğünüz harika volesiyle gelen gol. İkincisi ise Sevilla - Real Madrid karşılaşmasında Casillas'ın yaptığı akıl almaz kurtarış. Casillas topu çıkardıktan sonra Murat Kosova'nın 'kedi yumuş kedi' diye haykırması da kurtarış kadar hoştu doğrusu.

Lütfen İstifa


Beşiktaş taraftarlarını yönetime gösterdikleri tepki nedeniyle tebrik ediyorum. Beşiktaş yönetiminin protestoları engellemek için stada soktuğu paralı askerlere rağmen cesurca tepkilerini ortaya koydular. Basındaki bazı aklı evvelller çıkan olaylar nedeniyle bol keseden Beşiktaş taraftarına sallıyorlar. Birileri Beşiktaş Başkanı protesto edilemez sanıyor. Niye? Amerika Başkanı dahi protesto edilebiliyor, Beşiktaş Başkanı niye protesto edilemeyecekmiş? Neymiş Yıldırım Başkan büyük Beşiktaşlıymış! Rambo Okan'da sapına kadar Fenerbahçeli ama başkan olabilir mi? Galatasaray'da o zaman Abdürrahim Albayrak'ı oy birliği ile getirsin başkanlık makamına!

Beşiktaş'ın saygınlığını yıllardır ayaklar altına alan, kulüp yönetimi ile çoluk çocuğu kendine güldüren, 'Beşiktaşlılık duruşu' lafını ede ede anlamını kaybettiren, verdiği sözleri tutamayan, vizyonsuz ,beceriksiz, her yönüyle Beşiktaş'a başkan olmak için yetersiz Yıldırım Demirören, gerçekten yeter artık! Sadece Beşiktaş taraftarı değil tüm futbolseverler illallah etti sizden. Kendi taraftarınızı ayak takımına tartaklatma pahasına oturmayın artık o koltukta. Çekin gidin lütfen, daha fazla sövdürmeden.