Cuma, Ekim 16

Alıntı

"İçinde hakikaten sevmek kabiliyeti olan bir insan hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişiye inhisar ettiremez ve kimseden de böyle yapmasını bekleyemez. Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir."

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali

Perşembe, Ekim 15

Fantezi


Son 10-15 yılı baz alarak bir Milli Takım yaptım. Hepsinin de aynı jenerasyon olduğunu farz ettim. Ortaya aşağıdaki takım çıktı;

Kaleci : Rüştü
Sağ Bek : Gökhan Gönül
Stoperler : Alpay - Bülent
Sol Bek : Abdullah Ercan
Sağ Açık : Hamit Altıntop
Orta Göbek : Aurelio - Tugay
Sol Açık : Arda
Forvet Hattı: Sergen - Hakan
Diziliş: 4-4-1-1
Teknik Direktör : Mustafa Denizli
Federasyon Başkanı : Haluk Ulusoy Dışında Biri!

Gülmek Sana Yakışıyor


İlk fotoğraf dün geceden. Arjantin ezeli rakibi Uruguay'ı tek golle geçti. 0-1. Diğeri ise 4 gün evvelki Peru maçından. Martin Palermo'nun son dakikada galibiyeti getiren golünün ardından çıldırıyor Diego.

Çarşamba, Ekim 14

Messi vs. Lugano

Uruguay-Arjantin maçını, bu gece saat 01.00'de Ntv naklen yayınlıyor. Yarın iş güç olmasa da izleyebilseydik şu maçı. Arjantin, Uruguay'ın bir puan ve bir sıra önünde yer alıyor eleme grubunda. Bu gece bir puan alsalar dahi Dünya Kupası'na direk gitme hakkı kazanacaklar. Biz futbolseverler de Messi'yi bu platformda izleme hakkı kazanacağız. Tabii Lugano, Messi'nin ayağını eline verip yedi düvelin bedduasına talip olmazsa!

Aralarında tarihi bir rekabet bulunan iki ülkenin başkentini, Buenos Aires ile Montevideo'yu 'Rio de la Plata Nehri' ayırıyor. Bu nedenle iki ülkede de adını bu nehirden almış olan River Plate takımı bulunuyor. Bence, Uruguay-Arjantin rekabeti bir nevi bizim buralardaki Karşıyaka-Göztepe derbisini andırıyor.

İki ülke arasındaki tarihi bir maçtan bahsetmeden bitirmeyelim bu postu ve 1930'da Uruguay'da oynanan Dünya Kupası finaline uzanalım. Arjantin'de, Uruguay'da finali kendi topları ile oynamak isterler. Pratik çözüm hemencecik bulunur, her iki yarı ayrı topla oynanacaktır. İlk yarı Uruguay'ın topuyla oynanır ve evsahibi devreyi 2-1 önde kapatır. İkinci yarı ise Arjantin topuyla çoşup, 3 gol bulup kupayı kucaklayıverir. O günden evveline dayanan rekabet ise biraz daha körüklenerek bugünlere gelir.

Bir Anı


"Metin Oktay'ın Palermo'ya gidişinin ardından Baba Recep Galatasaray'a transfer olmuştu. O zamanlar kapalı tribün biletleri 225 kuruş. Az sayıda Galatasaraylı kapalı tribünün açıkla birleştiği sol tarafı kapatır, ancak en fazla ikinci direğe kadar bir yer kaplardık.Beşiktaş taraftarlarının bulunduğu kısım oyuncuların çıkış tünelinin tam üstündeydi.O yıl yapılacak ilk GalatasarayBeşiktaş maçı iki camianın olduğu kadar, medyanın da ilgi odağıydı. Beşiktaş'ta 'Baba' lakabı almış Recep Adanır ilk kez Galatasaray formasıyla sahaya çıkıp eski takımına karşı oynayacaktı. Gecenin bir vaktinde stadın kapısında yorgan döşek yatarak ertesi sabah içeri girdiğimizi hatırlarım. Maç saatine yakın, Galatasaray, Beşiktaş tribününe çok yakın bir yerden sahaya çıktı. Biz her zaman kendi yıldızlarımızı tribünlere çağırırdık. Bu ya Metin Oktay olurdu ya da Turgay Şeren. Bu kez Baba Recep'i çağırdık. Baba Recep bir an duraksar gibi oldu. Bize doğru koşarak geleceğini sanarak iki misli bağırmaya ve 'Baba Recep buraya' demeye başladık. Baba Recep birden Beşiktaş tribünlerine doğru koştu. Bir anda stat sessizliğe büründü. Ne yapacağını herkes merakla bekliyordu. Beşiktaş tribünlerinin önüne gelince sağ ve sol elini havaya kaldırdı ve iki eliyle bütün Beşiktaş tribününü içine alırcasına bir jest yaptı. Ardından ellerini sıkıca yüreğinin üstüne bastırdı ve sonra tekrar açıp kalbini sanki Beşiktaşlılara uzattı. Biz derin bir sessizliğe bürünmüştük. Beşiktaş tribününden 'Baba Recep' sesleri yükseldi. Baba Recep sonra koşa koşa tribünün ta öbür tarafına gelip tam bizim önümüzde durdu. Gene iki elini açıp Galatasaray tribünlerini içine alacak bir hareket yaptı ve sonra iki eliyle iki bacağını gösterdi. Baba Recep, 'Yüreğim Beşiktaş'la ama ayaklarım Galatasaray için koşacak' diyordu. İşte o anda hem Galatasaray, hem de Beşiktaş tribünleri ayağa kalktı, 'Baba Recep çok yaşa' sesleri yeri göğü inletti."
O gün tribünde olan Galatasaray taraftarı Ayhan İzmirli'nin kaleminden...

Gordon Banks

"At that moment I hated Gordon Banks more than any man in soccer. But when I cooled down I had to applaud him with my heart for the greatest save I had ever seen." Pele

Şeytan

Saba Tümer'in gayri ihtiyari pasında topu doksana çakmış şeytan. Gölün videosu için buradan buyurun.

Salı, Ekim 13

Alex-De-Souza FOR-VET-TİR


Tam iki sene önce, Ekim 2007'de FourFourTwo dergisinde Denizlispor'lu Tomas Abraham ile Alex üzerine sohbet etmiş Ozan Şişli. O günlerde en iyi 'Alexsavar' olarak nam salmış Tomas bakın ne diyor birebir markaj uyguladığı Brezilyalı oyuncu hakkında:

" - Alex çok ama çok verimli bir futbolcu. toplara çok iyi vuruyor, final pasları müthiş, çok etkili tek paslar, verkaçlar kullanıyor. Tabii en önemli yanı da frikikler. Hiçbir şey yapmıyormuş gibi gözüktüğü maçta iki tane duran topu çok etkili kullanarak durumu 2-0'a getirebiliyor. Bir ilginç özelliği de sahada duruyor, oynamayı istemiyor gözüktüğü bir anda eğer bir saniye bile uyursan, bir anda seni geride bırakacak bir koşu yapıp en etkili noktaya gidip golünü atıveriyor olması.

- ... mutlak puana ihtiyacımız vardı. Fenerbahçe tek santrforla oynuyordu ve Alex de ikinci forvet gibi daha çok savunmanın arasına giriyordu. Ben de onu takip ettiğimde beş savunmacı iki kişiyi tutuyor gibi oluyordu ve orta saha boş kalıyordu. Bu nedenle takım arkadaşlarım bana, ' Sen önde kal, orta sahayı kontrol et' dediler. Onları dinlemek zorunda kaldım. Ama sonrasında Alex kimsenin kendisini kontrol etmediği bir pozisyonda golü atmasını bildi ve takımını öne geçirdi. Devre arasında Güvenç Hoca, 'Niye Alex'i tutmuyorsun?' diye kızdı ama benim suçum değildi. "

Aradan iki sene geçti fakat ne Alex gol atıp, asist yapmaktan, ne de onu hala orta saha olarak değerlendirenler eleştirmekten yoruldu. Bakın ne yazmış Ömer Üründül bugünkü yazısında:

"Futbolumuza bakış açısındaki yanlışlığı canlı bir Alex örneği ile gündeme getirmek istiyorum. Alex koşmuyor, top rakipteyken pres yapmıyor. Kuvvetli driplinglerle ileriye doğru adam eksilterek mesafe kat edemiyor. Ama kolay ligde üstün zekası ve yetenekleri ile gol atıyor, asist yapıyor. Bunlardan ben de seyir zevki alıyorum. Ama madalyonun bir de öbür yüzü var. Alex bugünkü fizik yetersizliği ve devamsızlığı ile üst düzey bir ligde başarılı olamaz. Zaten bugüne kadar talep de almadı. Brezilya Milli Takımı'na da çağrılmıyor. Ama ciddi bir Alex hayranlığı var, hatta heykelinin dikilmesini arzu edenler var! Benim bu konuda görüşüm var. Yorumunu da okuyucularıma bırakıyorum: "Eğer Alex doğruysa; Lampard, Gerrard, Xavi ve İniesta yalan."

Alex'i hala tutup Xavi-Iniesta vb. ile kıyaslıyor Üründül. Fakat Fenerbahçe'nin Barcelona olmadığı gibi Alex'in de orta saha oyuncusu olmadığını unutuyor! Bu saydığı oyuncular ile ille de birini kıyaslamak istiyorsa Emre'yi tavsiye ederim Üründül'e. Barcelona veya Liverpool gibi üst düzey liglerin üst düzey takımlarında, direk ilk 11 oynayamaz Alex ama üst düzey liglerin kalburüstü takımlarında ( Tottenham, Aston Villa, Valencia, Sevilla vb.) rahatlıkla oynar ve de başarılı olur kanımca. Tabii ikinci forvet pozisyonunda oynaması koşuluyla...

Sıra Sende Seba

Baba Hakkı, Seba'yı alnından öpüyor fotoğrafta. Gün, Seba'nın birilerini alnından öpme günüdür. Bu Hikmet Çetin'de olur, saygınlığı zedelenmemiş bir başkası da. Yeter ki Beşiktaş'ın hali hazırdaki pişkin başkanına yol görünsün. Bugün Kartalcell'in Swissotel'deki tanıtım toplantısında şöyle buyurmuş hazretleri: ''Son zamanlarda Beşiktaş'ın yanlış yönetildiğine dair ifadeler var. Bunlar yanlış ve yanlı açıklamalardır. Büyüklerimiz, aynı taraftar olaylarının kendi başlarına geldiğini unutmamalı. Ben bir karar verdim, bu tribünler temizlenecek. Bu tribünleri hep beraber temizleyeceğiz. Camiayı buna davet ediyorum'' Merak etme hazretleri, eğer ki o camiada az biraz basiret, biraz da cesaret varsa evvela Şeref tribününden başlayacaklardır temizliğe.

Ne Arıyoruz?


"Lippi, Hiddink, Rafa Benitez, Lucescu, Capello, Rehhagel vs. vs. İsmi geçenlerden bazıları...Göztepe, Nişantaşı, Kemerburgaz, Yeşilköy, Anadoluhisarı, Cankurtaran...Buna benziyor. İstanbul’da ev alacaksınız ya da kiralayacaksınız ve emlakçıya bu semtleri veriyorsunuz.Güler size... Durumumuz tam da bu işte.Durumumuz ne istediğimizi neye ihtiyacımız olduğunu bile bilememek."
Mehmet Demirkol

Yüzyıllık Yalnızlık


"Seni sen olduğun için değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum." vecizesinin sahibi Gabria Garcia Marquez'in en meşhur romanı 'Yüzyıllık Yalnızlık'ı maalesef bitirdim. Bu benim okuduğum ilk Marquez romanı. Yetişkinler için yazılmış bir masala benziyor kitap. Zaten yazarın başlattığı akıma da 'büyülü gerçekçilik' deniyormuş. Ayıla bayıla okuduğum bu hoş roman kesinlikle tavsiyemdir.

Pazartesi, Ekim 12

Sir Bobby Robson


Çocukluğumun en önemli figürlerinden biriydi Sir Bobby Robson. Shilton, Parker, Walker, Pearce,Butcher,Barnes,Waddle, Beardsley, Platt, Gascoigne ve Lineker’li kadro ile belki de İngiltere milli takımının bir daha hiç oynayamayacağı zevkli futbolu oynatıyordu.

Her ne kadar ülke olarak bizim o devrin takımı ile kötü hatıralarımız olsa da , dedim ya çocuktum, beni sadece ’86 Mexico, ’88 Almanya, ’90 İtalya’da gördüğüm, çok başarılı olamasa da bu oyunu ‘entertaining’ yapan takım ilgilendiriyordu.

Bu üç turnuvada da hafızalara kazınan olayları hep Sir Bobby Robson’un takımı yaşıyordu. ‘86’da Tanrı’nın elin, ‘88’de yedek Van Basten’in hat-trick’i, ‘90’da Kamerun’un hakem yardımı ile geçilip Waddle ve Pearce’ın kaçan penaltıları ile gelen bir son.

Daha sonraki kariyerinde devam ettirdiği kulüp başarıları (milli takım öncesi Ipswich, sonrasında PSV,Sporting,Porto,Barça,PSV ve nihayetinde çocukluk takımı Kargalar-Newcastle United) benim için hep takdirle izlediğim günlerdi.

Futbola adanmış bir hayat 76 yaşında doğduğu yer olan Durham’da sona erdi. Geriye unutulmaz hoş futbol anıları, St.James’s Park’ta müthiş bir uğurlama ve en nihayetinde geçtiğimiz günlerde gerçekleşen müthiş bir ‘tribute’ töreni kaldı baki kalan bu kubbede.
Darısı bizim değerlerimizin de böyle yaşayıp uğurlanmasına demekten başka bir şey kalmıyor. 1 dakika saygı duramayan bir halk bunu nasıl yapar onun cevabını size bırakırken bana da ‘rest in peace sir’ demekten başka bir şey kalmıyor.

Osman Çetin

Camiye Dönüş!


'Ya seversiniz ya nefret edersiniz' türündeki adamlara en bariz örneklerden biridir Terim. Blogu takip edenler bilirler, ben nefret edenler tarafındayım. İmama küsüp camiyi boşlayanlardanım ne yazık ki. İmam gittiğine göre bende geri dönüyorum camiye. İmam efendiye gelince... Gider İtalya'da papaz mı olur, yoksa buralarda bir başka camide imamlığa devam mı eder, bilemem. Bildiğim, benim takıldığım camilerle yolu kesişirse ben ibadete ara veriririm. Varsın Müslümanlığım sorgulansın!