Perşembe, Ekim 8

Neremize Botoks?


Geçen gün Ntvspor’da ‘Yensen de Yenilsen’ de programının anketi ile karşılaştım. Sorulan soru da Türkiye için en hayırlı yabancı madde hangisidir, deniliyordu. Hiç düşünmeden, keşke “yabancı basın” transfer hakkımız olsa diye içimden geçirdim ve işaretledim.

Yıllardır konvansiyonel basını takip etmekten acaba bizim de beynimiz Spider Man 4 edasıyla örümcek ağına mı kesti diye düşünmeden alamıyorum aslında ve olanlara hiçbir anlam veremiyorum. Bir düzenin halkası olmaktan korkmak, olmaktan daha tehlikeli ve ızdırap verici aslında...

Daha bir hafta öncesine kadar 2000 yılının takımı, Şampiyonlar Ligi seviyesinde takım, Avrupa Ligi’nin en büyük adayı olarak gösterilen Galatasaray, bugün alfabetik plansızlık, programsızlık, disiplinsizlik ve beceriksizlik ile suçlanıyor. Rijkaard suçlanıyor, her gün transfer mucizesi olarak gösterilen Mustafa Sarp, Hürriyet Göçer ile kıyaslanarak sıradanlaştırılıyor vs...

Bu takım ilk çıktığı Tobol deplasmanından beri bir şeyler öğrenmeye çalışıyor, ve bir şeyler öğrenirken ne kadar çok kazanırsan o kadar çok kredin artar ve adı üstünde krediyi de kötü zamanında harcarsın. İlkokul 1.sınıfa giden çocuğunuza, 2 ½ ay doldurduğunda o güne kadar her şeyi doğru yapmış olsa da iki kelimeyi yanlış okudu diye saldırmaya başladığınızda o çocuktan ne kadar verim alabilirsiniz bir düşünsenize, Galatasaray’ın durumu da aynı buna benziyor.

Muhlis Türk basınına şunu sormak istiyorum: Bu takımın öğrenirken kaybetmeye hiç mi lüksü ya da hakkı yok? Ekonomideki ‘learning curve’ neden futbola uygulanmıyor acaba. Adı üstünde hataya en açık dönem bir insanın bir işi öğrenme dönemidir. Türkiye’ye gelen her hoca ve takımı 3 ayda Barcelona seviyesinde mi oynamalı, bunun cevabı bize ışık tutacaktır; kaldı ki Barcelona bile 5 yılda-bu beğenilmeyen adama ve sistemi sayesinde-bu hale geldi.

Bazen düşünüyorum bunu nasıl göremezler diye, gerçekten aklım almıyor. Bugün, Keita’nın volesi auta gittiği için, Baros 30 cm’den üst direğe vurduğu için, Sabri altıpastaki iki kişiye vermeyip direğe vurduduğu için ya da Baros 11 metre’den topu auta vurduğu için, Galatasaray’ı yerden yere vuranlar da aynı, 2 aydır arayış içinde kopuk kopuk oynarken “ikonize” edenler de aynı ve maalesef tekrar bu şutlar kaleye girdiğinde dillerini tedavüle sürecek olanlar da aynıdır.

Bu adamların olduğu yerde sadece gördüğü futbolu ve sosyolojisini konuşan yabancı basını yurdumuza davet etmek için geç bile kalınmış aslında, aksi halde örümcekleşme yolunda hızla ilerleyen beynimize en acilen botoksu yaptırıp , düşünmeyi deep-freeze’e ataraktan, skorbordculuk oynamaya başlayacağımız kesin gibi gözükmektedir.

Osman Çetin
Not: Osman Ağabey günden güne form tutuyor. Bloga yaptığı katkı nedeniyle huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

1 yorum: