
Cuma, Eylül 25
Elvada Çocukluğum Yaşasın Gençliğim

Çocukluğumun efsane takımıydı Real Madrid. Buyo-Chendo-Sanchis-Camacho-Hugo Sanchez-Schuster-Gordillo-Michel-Butragueno-Santillana vs... gibi oyuncuları hala bir kalemde ezbere sayabiliyorsam, zihnimde iz bıraktıkları gerçeğini yadsımak mümkün olmadığı içindir. İşte bu takımın en uzun süre oynayan (1983-2001) ve aynı zamanda Şampiyonlar Ligi Kupası’nı Real Madrid ile kaldıran (1998 ve 2000) tek oyuncusu olan Manuel Sanchis Çarşamba günü itibari ile tarihin yapraklarındaki yerini aldı.
Artık, yaşasın yeni kral Raul Gonzalez. 1994 yılında Real Madrid A takımına yükselip-ki kendisi Atletico Madrid futbol akademisi çıkışlıdır-geçtiğimiz Çarşamba günü oynanan Villareal maçıyla Galacticos tarihinin en çok lig maçı oynayan oyuncusu kıvamına gelen bu hakiki ‘Madrilenian’, tam bir efsaneye dönüştü.
Oynadığı her ortamın ve yer aldığı tüm istatistiklerin ‘en’ i olan ve gençlik yıllarımızın kahramanlarından olan Raul Gonzalez’i saygı ile selamlıyorum. Boşuna değil bu büyük kaptanın kariyeri boyunca gemisini terk etmemesi ve bu geminin en çok kazananı olması demek ki.
Son günlerin moda tabiri ile Real Madrid’deki Di Stefano (uzun ömürler dilerim) ruhunu yaşatacak birisi varsa galiba o da Raul Gonzalez’dir.(re-enkarnasyoncu spor yazarlarına selam olsun...)
Artık, yaşasın yeni kral Raul Gonzalez. 1994 yılında Real Madrid A takımına yükselip-ki kendisi Atletico Madrid futbol akademisi çıkışlıdır-geçtiğimiz Çarşamba günü oynanan Villareal maçıyla Galacticos tarihinin en çok lig maçı oynayan oyuncusu kıvamına gelen bu hakiki ‘Madrilenian’, tam bir efsaneye dönüştü.
Oynadığı her ortamın ve yer aldığı tüm istatistiklerin ‘en’ i olan ve gençlik yıllarımızın kahramanlarından olan Raul Gonzalez’i saygı ile selamlıyorum. Boşuna değil bu büyük kaptanın kariyeri boyunca gemisini terk etmemesi ve bu geminin en çok kazananı olması demek ki.
Son günlerin moda tabiri ile Real Madrid’deki Di Stefano (uzun ömürler dilerim) ruhunu yaşatacak birisi varsa galiba o da Raul Gonzalez’dir.(re-enkarnasyoncu spor yazarlarına selam olsun...)
Ne diyelim Kral’ın biri ahiret için randevu verirken, yaşasın El-Kral....
Osman Çetin
Çöküş

Milan için işler saha içinde de saha dışında da iyi gitmiyor. Malumunuz, ezeli rakipleri Inter'den evlerinde 4 yediler. 5 maçta 7 puan ve eksi 3 averaj ile 11. sıradalar. Bu 11'le bu kadar işte. Hepi topu 3 gol atabildiler. Saha dışında ise darbeyi taraftarlarından yediler. Kombine satışlarında son 25 yılın dibini gördüler. Geçen sezon 41.606 kombine bilet satmışlardı, bu sezon ise 25.984'te kaldılar. Bu da %38'lik bir düşüşe tekabül ediyor. Bize de 'Hey gidi koca Milan, biran önce toparlan' temennisinde bulunmak düşüyor.
Perşembe, Eylül 24
Tekrardan Merhaba
Wild Card, Kim Clijsters, Türkiye, Danimarka ve Litvanya

Wild Card dediğimiz aslında soyut bir kavram,gerçek anlamı kart oyunlarında başka bir kartın yerine geçen kart olan ( kahvehane tabiri ile Joker) bu kavram, organizasyonu düzenleyen komite tarafından belki ratingi artırmak belki ahde vefa belki de kontenjan senatörlüğü maksadıyla yarışmacı davet etmek için kullandığı bir terim.
Son günlerin, gündemi en meşgul eden wild card’ı 2009 US Open Bayanlar Finali’ni kazanan ikinci ebeveyn tenisçi Kim Clijsters ve onun kullandığı wild card. Tahmin ediyorum wild card ile bir Grand Slam kazanan ilk sporcu olarak tarihe geçen Clijsters bir gerçeği ya da tesadüfü bize hatırlatıyor.
Geçmişe dönüp baktığımızda bizim de 2006 yılında Dünya Basketbol Şampiyonası’nda kullanıp tarihteki en başarılı sonucu aldığımız bir wild card’ımız var. Bize verilme sebebimi 2002 Indiana, 2003 İsveç, 2005 Belgrad’daki istikrarlı başarısız performansımızdan ziyade 2010’u düzenleyecek olmamızdı. Davet aldık gittik ve tabir-i caizse Uzakdoğu’yu ve gönülleri fethettik, 12 Dev Adam efsanesini re-enkarne ettik.
Buna benzer bir wild card’ı UEFA o esnada bir birini kesmekle meşgul Yugoslavya’nın yerine Euro’92 için Danimarka’ya verdiğinde herkes onların kontenjan senatörü olduğunu düşünüyordu ama sonuç tarih kitaplarındaki yerini aldı malumunuz.
Bu üç olaydaki başarı öyküsü ya da peri masalının temelindeki en önemli unsur şans ile açıklanamaz belki de. Sporda üzerinde baskı olmayan bir kişinin performansı ile favorilerin üzerindeki baskının sahaya yansıması arasındaki farkı yorumlarken kullanmak daha doğru olabilir.
Bu konuda şüphesiz karşıt görüşü savunanlarda olacaktır ama bu fikir bana çok mantıklı geliyor. Buraya kadar yazılanlarla başlığın bir alakasını bulmak güç galiba.. O zaman şöyle diyelim:
2011 Eurobasket Litvanya’da düzenleniyor, ve Aralık 2009’a kadar FIBA 4 ülkeye Türkiye seyahati için wild card gönderecek. Bunların birinin, bir sonraki organizasyonun ev sahibi Litvanya olacağını düşünmek büyük bir ihtimal. (Şu anda Polonya’da katılım hakkı elde edemediler) O zaman seneye bu topraklarda Dream Team ve 12 Dev Adam yanında maçları basketbol seviyesi olarak rating alacak ve üstlerde kendine yer bulacak 3. takımın ismi belirli her halde.
Ne de olsa ‘Tarih tekerrürden ibarettir’ ama Litvanya madalya yaparsa ‘teşekkürden’ de ibaret olabilir...
Son günlerin, gündemi en meşgul eden wild card’ı 2009 US Open Bayanlar Finali’ni kazanan ikinci ebeveyn tenisçi Kim Clijsters ve onun kullandığı wild card. Tahmin ediyorum wild card ile bir Grand Slam kazanan ilk sporcu olarak tarihe geçen Clijsters bir gerçeği ya da tesadüfü bize hatırlatıyor.
Geçmişe dönüp baktığımızda bizim de 2006 yılında Dünya Basketbol Şampiyonası’nda kullanıp tarihteki en başarılı sonucu aldığımız bir wild card’ımız var. Bize verilme sebebimi 2002 Indiana, 2003 İsveç, 2005 Belgrad’daki istikrarlı başarısız performansımızdan ziyade 2010’u düzenleyecek olmamızdı. Davet aldık gittik ve tabir-i caizse Uzakdoğu’yu ve gönülleri fethettik, 12 Dev Adam efsanesini re-enkarne ettik.
Buna benzer bir wild card’ı UEFA o esnada bir birini kesmekle meşgul Yugoslavya’nın yerine Euro’92 için Danimarka’ya verdiğinde herkes onların kontenjan senatörü olduğunu düşünüyordu ama sonuç tarih kitaplarındaki yerini aldı malumunuz.
Bu üç olaydaki başarı öyküsü ya da peri masalının temelindeki en önemli unsur şans ile açıklanamaz belki de. Sporda üzerinde baskı olmayan bir kişinin performansı ile favorilerin üzerindeki baskının sahaya yansıması arasındaki farkı yorumlarken kullanmak daha doğru olabilir.
Bu konuda şüphesiz karşıt görüşü savunanlarda olacaktır ama bu fikir bana çok mantıklı geliyor. Buraya kadar yazılanlarla başlığın bir alakasını bulmak güç galiba.. O zaman şöyle diyelim:
2011 Eurobasket Litvanya’da düzenleniyor, ve Aralık 2009’a kadar FIBA 4 ülkeye Türkiye seyahati için wild card gönderecek. Bunların birinin, bir sonraki organizasyonun ev sahibi Litvanya olacağını düşünmek büyük bir ihtimal. (Şu anda Polonya’da katılım hakkı elde edemediler) O zaman seneye bu topraklarda Dream Team ve 12 Dev Adam yanında maçları basketbol seviyesi olarak rating alacak ve üstlerde kendine yer bulacak 3. takımın ismi belirli her halde.
Ne de olsa ‘Tarih tekerrürden ibarettir’ ama Litvanya madalya yaparsa ‘teşekkürden’ de ibaret olabilir...
Osman Çetin
Türkiye İçin İftar Vakti ve Serdar Özkan

Dün akşamki skordan sonra mağlubiyet orucumuzu bozduk desek yeridir. Aslında son saniyede Engin Atsür’ün şutunun çemberin önüne çarpıp çıkması hayırlı oldu galiba. Namağlup çeyrek finale çıkıp orada Hırvatistan’a mağlup olmak daha çok koyardı gibime geliyor. Şimdi nazarlığımız taktık, Yunanistan karşısına hedef takım olmadan çıkacağız, bu da en azında bizi bir adım öne çıkarıyor. Jeopolitik husumet sonucunda herhalde Yunanlıların bizi turnuvada ilk yenen takım olmak için 2 katı efor sarf etmeleri doğal bir sonuç olacakken en azından bunun önünü kesti Engin’in şutu. Şu ana kadar Spanoulis dışında bir star çıkaramayan ve Fransa karşısında takım bütünlüğünde erozyon gözlemlediğim rakibimize bir Sırbistan tarifesi yapıp- hatırladığım kadarıyla- ilk resmi galibiyetimizi almamız işten bile değil bence.
Unutmayalım ki Euro ‘92’ye 10’da 10 ile namağlup gelen Michel Platini yönetimindeki Fransa Milli takımı Papin, Deschamps, Desailly gibi yıldız dolu kadrosuyla galibiyet bile alamadan evine dönmüştü.
Bunların dışında İspanya futbol takımının da nice şampiyonaya namağlup gidip gruptan çıkamadığı ya da ilk turda elendiğini yazar tarih kitapları. Bu sebepten iyi oldu şu ramazan topunun atılması da orucumuzu açmamız çünkü doğru zamanda doğru galibiyeti almak herşeyden daha önemli....
Şimdi başlık ne alaka diyeceksiniz ama şu anda Türkiye’nin sportif geleceği olarak görülen ve yeni ruh 10’da dediğimiz Arda Turan’ın bile çalım atmayı ondan öğrendiğim dediği kadim dostu Serdar Özkan’ın bir ramazan topu edasıyla Beşiktaş’ın gol ve galibiyet orucunu bozmaya tek başına çalışmasını büyük heyecanla izliyorum. Mustafa Hoca’nın deyimiyle 3 gün içinde bu toprakların ve eski kıtanın hali hazırdaki en güçlü takımlarından ikisiyle oynanan iki maçta da takımının girdiği tüm pozisyonların yapımcı ve yönetmenliğini yapan bu genç oyuncuyu takdir ediyorum. Galiba Muntari ve Keita’yı vurduğu iddia edilen ramazan, Serdar’ı ters etkilemişe benziyor ve o da doğru zamanı bekliyor galiba.
Lodz’da iftar topu attı darısı Beşiktaş semt sakinlerinin oruçlarını açmasına diyoruz. Herkese bu iftarların hayırlı olmasını diliyorum...
Unutmayalım ki Euro ‘92’ye 10’da 10 ile namağlup gelen Michel Platini yönetimindeki Fransa Milli takımı Papin, Deschamps, Desailly gibi yıldız dolu kadrosuyla galibiyet bile alamadan evine dönmüştü.
Bunların dışında İspanya futbol takımının da nice şampiyonaya namağlup gidip gruptan çıkamadığı ya da ilk turda elendiğini yazar tarih kitapları. Bu sebepten iyi oldu şu ramazan topunun atılması da orucumuzu açmamız çünkü doğru zamanda doğru galibiyeti almak herşeyden daha önemli....
Şimdi başlık ne alaka diyeceksiniz ama şu anda Türkiye’nin sportif geleceği olarak görülen ve yeni ruh 10’da dediğimiz Arda Turan’ın bile çalım atmayı ondan öğrendiğim dediği kadim dostu Serdar Özkan’ın bir ramazan topu edasıyla Beşiktaş’ın gol ve galibiyet orucunu bozmaya tek başına çalışmasını büyük heyecanla izliyorum. Mustafa Hoca’nın deyimiyle 3 gün içinde bu toprakların ve eski kıtanın hali hazırdaki en güçlü takımlarından ikisiyle oynanan iki maçta da takımının girdiği tüm pozisyonların yapımcı ve yönetmenliğini yapan bu genç oyuncuyu takdir ediyorum. Galiba Muntari ve Keita’yı vurduğu iddia edilen ramazan, Serdar’ı ters etkilemişe benziyor ve o da doğru zamanı bekliyor galiba.
Lodz’da iftar topu attı darısı Beşiktaş semt sakinlerinin oruçlarını açmasına diyoruz. Herkese bu iftarların hayırlı olmasını diliyorum...
Osman Çetin
Sakatat Yemeli, Yedirmeli!

Ankaraspor’un başkanı Ruhi Kurnaz, Ankaraspor’un 2. lige düşmesi üzerine basın toplantısı düzenledi. Ankaraspor’un, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile hiçbir organik bağı olmadığını iddia etti. Neyse ki bizde beyin denen organ var. Ama kimilerinde dalak ,yürek, ciğer gibi organlar eksik sanırım. Bol bol sakatat yemeleri tavsiyemdir. Kolesterol yapar ama lezzeti iyidir.
Yaşanan bunca rezilliğin üstüne, hiç utanmadan sıkılmadan şu sözleri sarf eder mi insan: ''Bizi kandırmaya kimse çalışmasın. Biz yalancı değiliz. Atatürk'ün 'ben sporcunun ahlaklısını severim' sözü vardır. Ben ahlaklıyım. Ben Atatürk'ün sevdiklerindenim. Bu memleketi hep güçlüler, zenginler, ağalar mı yönetecek. Bu memlekette bakanın oğlu olup iş yapmayan var mı? Milletvekilinin oğlu olup iş yapmayan var mı? Kulüp başkanının oğlu olup iş yapmayan var mı? Bu memlekette fakirler yönetici olamayacak mı? Varoştan yönetici çıkmayacak mı? Biz bunun için varız.'' Bu sözleri söylerken de gözyaşlarını tutamayıp, ağlayıvermiş. Yuh diyorum başka bir şeyde diyemiyorum Kurnaz beyefendiye.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

